Kayıtlar

DOĞUNUN LİMANLARI - AMIN MAALOUF

KİTABIN ADI DOĞUNUN LİMANLARI KİYABIN YAZARI AMIN MAALOUF YAYINEVİ VE ADRESİ YKY YAYINLARI BASIM YILI EKİM 1998 KİTABIN KONUSU:  ‘Doğunun Limanrı’ isimli roman Osmanlı prensliğine dayanan bir babanın ve yahudi bir kadının oğlu olan Kitabdar adlı hayali kişinin hayat hikayesini anlatmaktadır. Kitabın yazarı olan Amin maalouf bu kitabı 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazıyor. Bu kişi Lübnan’da doğmuş Parise giderek direniş hareketine katılmış tekrar Lübnan’a döndüğünde ise bir kahraman gibi karşılanmıştır. Kitapta da aynı olayların işlendiği görülmektedir.       KİTABIN ÖZETİ: “Doğunun Limanları” bir zamanlar Avrupalıların doğuya giriş yaptıkları, tespih taneleri gibi sıralanan ticaret kentlerine verilen isimdir. “Doğunun Limanları” kelime anlamı olarak “Doğunun Merdivenleri” olup, bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isimdir. Olay 1976 Haziranında Paris’te bir metroda geçmektedir. Yazar, romana tablodaki bir ...

Ceviz Kabuğundaki Evren - Stephen Hawking

Resim
Ceviz Kabuğundaki Evren - Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi Hakkında Söylenenler "Canlı ve kışkırtıcı... Hawking'in bir öğretmene özgü doğal yetenekler olan kaliteli bir espri anlayışı ve karmaşık önermeleri günlük yaşamdan çekip aldığı analojilerle resmetme becerisine sahip olduğu açık."  The New York Times "Bu kitap, bir çocuğun merakıyla bir dahinin zekasının uyumlu bir birlikteliği. Hawking'in evreninde dolaşırken zekasına hayran kalıyorsunuz." The Sunday Times(Londra) "Etkileyici ve kolay anlaşılır... Sıradan bir okurun dahi bilimin derinliklerini kaynağından öğrenmesine olanak sağlıyor. Pırıl pırıl parlayan bir kitap."  The New Yorker "Stephen hawking duru anlatımın ustası olduğunu kanıtlıyor. Yaşayan başka birinin, böylesine ürkütücü görünen matematiksel konuları bu denli açık ve kolay anlaşılır biçimde dile getirebileceğine inanmak güç."  Chicago Tribune 

Din ve Devrim - Orhan Gökdemir

Resim
Din ve Devrim - Orhan Gökdemir ÖNSÖZ İnsan, varoluşundan bu yana doğayla olan ilişkisine bir açıklama getirmeye çalışıyor. Bu kendisine bir anlam verme sorunuyla ilgilidir; öne atıldığını görüyor, bu yeteneğinin onu özel kıldığını düşünüyor. Doğanın, kendisi için varedildiğini düşünmek, insanın en temel kuruntusudur. Doğadan ayrı bir varlık değildir insan, doğanın doğal bir uzantısıdır.  Bu özel ürünü nedeniyle doğanın sevindiğini, ya da yerindiğini gösterecek yeterli veri yoktur elimizde. Doğa insan sözkonusu olduğunda da doğal mecrasındadır. Buna karşın din, felsefe ve bilim bu apaçık ilişkiye yeni bir açıklama aramaktadır.  Dine göre doğa, tanrı tarafından insan için yaratılmıştır; insan, tanrının kendine bahşettiği bu nimetleri kullanma hakkına sahiptir. Tanrıyı hoş tuttuğu sürece bu ilişki sorunsuzca sürecektir. Felsefeye göre doğa ile insan arasındaki ilişki dolaysız bir ilişkidir. İnsan gücü yettiğince doğayı kullanır, dönüştürür.  Gücünü ve yeteneklerini arttırdı...

Ayaşlı ve kiracıları - Memduh Şevket Esendal

KİTABIN ADI       : Ayaşlı ve kiracıları KİTABIN YAZARI : Memduh Şevket Esendal KİTABIN KONUSU                  Ayaşlı’nın evinde bir oda tutan yazarın başından geçen olaylar anlatılmaktadır. AYAŞLI VE KİRACILARI Yazar, İbrahim efendinin (Ayaşlı) evinde bir oda kiralar. Soluk benizli bir kızın yardımıyla eve yerleşir. Kızın ismi Halide’dir. Daha sonra bu kızın evin hizmetçisi olduğunu farkeder. Ertesi gün mutfakta Halide’yi beklerken şoför Fuat’ın annesi ile karşılaşır ve tanışırlar. Daha sonra yaşlı kadının gelini Faika ile de tanışır. Yalı kadın hep oğlunun okumayışından dolayı yazara yakınır. Bu arada yazar, abisinin yakın dostu olan Hasan beyle tanışır. Yazarın ilk taşındığı haftalarda bir gün sabah işe gitmek için odadan çıkınca yerde Halide’nin yattığını görür. Onu doktor olan bir arkadaşına yollar. Doktor Halide’nin hamile olduğunu tespit eder ve kendisine söyler. Hasan beyin bitişiğinde oturan bir konsolos (Şefik...

İki Cami Arasında Aşk - Mürvet Sarıyıldız

Resim
Bazen sınırları aşk belirler... Sinan, düşüncelere daldı, eskilere gitti, gecelere şerh düştü gözyaşlarından. Sabah gün doğmadan uyandı, doğan günden once zamana koşmak istedi. Haykırmak istedi sevgilisine zamanın ne kadar yakıcı olduğunu. İçinde ne varsa her şeyi yakıp kül ettiğini. Ne zaman dinledi onu ne de hayalindeki sevgilisi. Ağladı Sinan, sabaha karşı, gün doğmadan.  Zamana yetişemeyeceğini anlayınca yeminler etti, aşkı üstüne. İçindeki ateşi yeryüzüne kazıyacaktı. Kendi arzusuyla devşirilip payitahta getirilen Sinan'ın hayatı Karaboğdan Seferi sırasında değişecektir. On üç gün gibi kısa bir sürede sağlam bir köprü yapıp Osmanlı ordusunu saplandığı Prut bataklığından kurtarması ona mimarbaşı olma yolunu açar. Bu sure zarfında Kanuni ile Hürrem'in dillere destan aşklarının güzeller güzeli meyvesi Mihrimah Sultan'a da gönlünü kaptırır.  Ancak Sinan kırk sekiz yaşındadır ve üstelik de evlidir. Mihrimah Sultan ise Rüstem Paşa ile evlendirilecektir. Güneş de ay da tüm um...

Aile Çay Bahçesi - Yekta Kopan

Aile Çay Bahçesi - Yekta Kopan Müzeyyen. Annesinin kuzusu. Babaannesinin biriciği. Babasının... Sa-hi ben babamın neyiydim? Bütün bu hikâyenin içinde benim rolüm neydi, diye düşündüm hep. Benim repliklerimi kim yazmıştı, mizansenlerimi kim belirlemişti? Sahneye hangi taraftan gireceğime, uslu kızı oynarken neler giyeceğime, içimdeki kötülüğü kusmaya başladığımda nelerden soyunacağıma kim karar vermişti? Okuduğum bütün kitaplarda beni bana anlatacak bir karakter arardım. Dinlediğim radyo oyunlarından, izlediğim filmlerden bir cümlecik çalmaya çalışırdım. Saatçi Nejat Bey ile ev hanımı Meral Hanım'ın kızı Müzeyyen'i bana anlatabilecek bir cümle. Yekta Kopan'ın yeni romanı Aile Çay Bahçesi'nin, çoğu kadının kendinden izler bulacağı unutulmaz bir kahramanı var: Müzeyyen... Aile yaşamının gizli şiddetine başkaldıran, kardeşinin doğumuyla kendi varlığının silinmeye başladığını hisseden bir kadın... Kopan'ın romanı, güçlü, okuru kıskaca alan bir anlatımla sarsıcı bir final...

Arkası Karanlık Ağaçlar - Nihat Genç

Resim
Arkası Karanlık Ağaçlar - Nihat Genç "Eski püskü elbiselerini çıkartsak, etli kalın dudakları, iri gözleri, eti, dişi bir sertlikte coşuyor. Bütün yoksulluğun kökünü kazıyan bir koşuşturma, masalarda fır dönmesi, gözü dönmüş gibi koşarak çalışması, nefes nefese para üstü alıp vermesi, herhalde dünyanın bütün ülkelerinde güzeldir. Ama, bu her zabıtayla karşılaşmasında 'ağlaması' korkunç, katil bir adam yapıyor beni.  Oysa, sokağın kafatasına, yaka paça, vura vura çalışan bu kadınların ekmeğini nasıl olsa taştan çıkartırım diyen kör inançlarında tatlı ve sonsuz bir şehvet gizli, işte bu halkın derinindeki bu güce aşığım... " Nihat Genç, bu sefer daha sakin, onu en fazla coşturan şeyi yapıyor: İnsanların, gerçek insanların hikayelerini anlatıyor.  Küçük insanları kahraman gören bir görüşle...  Yokluktan yoksulluktan, çirkinlikten, hoyratlıktan, kötülükten bir acayip "iyi" enerji üreterek...  Hayata tutunma yorgunluğu, varolma hüznünün verdiği tuhaf azmi, boşver...

Aldatmak - Ahmet Altan

Resim
Aldatmak - Ahmet Altan Biraz once konuştuğu adamın şımarık aldırmazlığından, hayatla alay eden kibirli boş vermişliğinden sonra kocasının bir mevki peşinde koşusunda kendisini hem utandıran hem de öfkelendiren zavallı bir sıradanlık, daha kötüsü rahatsız edici bir başarısızlık görüyordu.  Kocasının bir başka erkekle kıyaslandığında böylesine güçsüz ve önemsiz görünmesinden içi acıyordu; Haluk o sıradan ihtirası ve tekdüze yakınmalarıyla onu sıkıyor, hiç tanımadığı bir başka erkeği neredeyse hastalıklı bir şekilde özlemesine neden oluyordu. Bir başka erkeği özlemesine neden olduğu için kocasını hic affetmeyecekti ve affetmedi.  Haluk'un belki bir daha hic hatırlamadığı o kısa ve önemsiz konuşma, aralarındaki ilişkiyi onarılması çok zor bir biçimde sarsıyor, yıllar içinde inşa edilmiş birçok duygusal bağı koparmasa da önemli ölçüde zedeliyordu. Bu duygularının arasında, bir yandan da kocasına nasıl haksızlık yaptığını fark ediyor, utancına bir de haksızlık yaptığıni düşünmenin h...

KAN DAVASI - REŞAT NURİ GÜNTEKİN

KAN DAVASI - REŞAT NURİ GÜNTEKİN KİTABIN KONUSU: Kurtuluş savaşı yılarındaki bir kan davasını anlatıyor. KİTABIN ÖZETİ:             Kurtuluş Savaşı yıllarında sokak çocuğu olarak büyüyen ve bulundukları yerden işgaller yüzünden diyar diyar dolaşan ve en sonunda Çocuk Esirgeme Kurumunda büyüyen, okuyup öğretmen olan, öğretmenlik yaparken cepheye alınan ve hayatının büyük çoğunluğu cephelerde geçen Ömer adında bir öğretmenin başından geçen bir kan davasını anlatmaktadır.             Olay Bozova ilçeside geçmektedir.Ömer askere giderken daha önce buradan geçmiş ve dönüşte burada yaşamaya karar vermiş.Burada eskiden cephede tanıştığı Deli Murat lakaplı bir mühendisle birlikte yaşamaya başlar.Bozova’nın bir köyünde öğretmenlik yapmak için istekte bulunur,tayini Aşağı Sazan köyüne çıkar.Buraya gelgiği akşam bir soygun olayı olur ve bunu sokak çocuklarının yaptığı anlaşılı...

Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi - Necdet Sakaoğlu

Resim
Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi - Necdet Sakaoğlu Sunuş Türkiye Cumhuriyeti, yeterli kurumlaşmaya ve kadroya kavuşmamış 80 yıllık bir eğitim geleneği devralmıştı. Cumhuriyet eğitimi de neredeyse bir o kadar zamanlık yol aldı. Fakat görülüyor ki ilk dönemin köklü atılımları, denenmiş doğrular yerine "koy kaldır" kolaylıkları yerleşmiş... 1920'lerde Atatürk'ün çizdiği eğitim politikası, sisteme ve mesleğe dayandırılmıştı: "Mektep genç dimağlara insanlığa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, şerefli istiklâli öğretmeli, en mühim vazife maarif işleri olmalı, öğretme vazifesi güvenilir ellere teslim edilmeli, muallimlik diğer yüksek meslekler gibi, refah teminine müsait bir meslek hâline konmalı" idi. Ziya Gökalp'in düşüncesi "Millî kültürümüzü keşfederek dinde, ahlâkta, dilde, estetikte, ekonomide nasıl bir kişiliğe sahip olduğumuzu anladıktan sonra kesin bir surette millî eğitim dönemine girmenin doğru olacağı" yönündeydi. Millî ve laik eğiti...

NAKARAT - Ömer SEYFETTİN

NAKARAT - Ömer SEYFETTİN KİTABIN KONUSU : Bir Türk subayının hayalperest ve bilinçsiz davranışları sonucu içine düştüğü durum anlatılmaktadır. KİTABIN ÖZETİ : Hikayenin başkahramanı Pirbeliçe, Babina gibi Bulgar köy ve kasabalarında emrine verilen münfeze ile Bulgar çetecilerine karşı savaş veren bir Türk subayıdır. Başından geçen olayları anı defterine kaydeder. Pirbeliçe görevini Bibana’da yapmak için binbaşısından ricada bulunur ve Bibana’ya tayin olur. Burası küçük bir Bulgar köyüdür. Buraya geldikten bir süre sonra sıkılganlığı ve umursamazlığı burada da devam eder.  Okumaz, yazmaz,yorgundur ve içinde bulunduğu ortamdan şikayetçidir. Karışık duygular içerisindeyken bir kadın sesi duyar ve sesin sahibini merak eder. Karışık duyguların derinliğinde kendini kaybeder. Bir taraftan İstanbul’u ,annesini; diğer taraftanise duvardaki yazıları okur.  Bu duygular içerisindeyken sesin sahibini görür. Sesin sahibi kaldığı odanın karşısındaki evde oturan, güzel, sarışın bir B...

SODOM VE GOMORE - YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

SODOM VE GOMORE - YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU KİTABIN KONUSU: İstanbul’un işgali ve İsatanbul halkının işgale karşı tutumu kitapta anlatılıyor. KİTABIN ÖZETİ: Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir. Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u, İngilizler şehri işgal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır. İstanbul, Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidir. Tıpkı Sodom ve Gomore gibi. Tanrının naletlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan biridir. Bu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyetçileri yabani dağ insanı olarak görmekte, hatta tiksinmektedirler. Leyla’ya aşık olan Necdet ise bağımsızlıktan umudunu kesmiş, olaylara sadece seyirci kalmıştır. Sevdiği kızın işgalci subaylarla olan yakınlığını görür fakat görmezden gelir, hatta o da bu subayların çevresinde oluşan yüksek sosyeteye katılır. Oysa Necdet’in arkadaşı Cemil bir şeyler yapmak gerektiğ...

Şehper, Dehlizdeki Kuş - Ayşegül Çelik

Şehper, Dehlizdeki Kuş, Ayşegül Çelik'in renkli ve derinlikli gerçeklik algısıyla ince ince işlediği ve birbirine yasladığı hikâyelerini bir araya getiriyor. Hayatın bütün lanetini kendi isimlerinde taşıyan, sayıklamaları kehanete dönüşen, aklının en kilitli yerinden vurulan, yıldız yağmurunda dolaşan, zamanın kırıldığı yere gelip dayanan kahramanlar, sokakların sessizliğine basan kapkaranlık hayatlar... Bir dönmedolap, bir atlıkarınca bu... Yere düşmüş bir çift soğan, gümüş gözlerini dikmiş seyrediyor her şeyi...

Şah Mat - Mario Mazzanti

Resim
Polisle satranç oynayan bir seri katil...  Suç psikiyatristi olarak polise destek vermekte olan Claps'in suçluların davranış profilini inceleyerek olası şüphelileri tespit etmek gibi çetin bir görevi vardır.  Ancak bu sefer ortadaki cinayet hiç de basit değildir. Karşısında acımasız, kararlı, unutulmak istemeyen ve şehrin korkulu rüyası olmayı amaçlayan bir seri katil vardır.  Çözüm hep avuç içinde gibidir ama bir türlü ulaşılamamaktadır, aşılan her bir basamak katilin ininin derinliklerine dalmaktan başka bir işe yaramaz.  "Mario Mazzanti ilk kitabını en lezzetli malzemeleri karıştırarak hazırlamış:  Satranç, edebiyat, sinema, opera ve asıl mesleği olan cerrahlık."  Paperblog "Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve gerçeğin insanın en karanlık hırslarında gizlendiği nefeslerinizi kesecek bir gerilim romanı." La Feltrinelli Cinayet, Gerilim, Polisiye, Psikoloji, Roman

Ruh Üşümesi - Adalet Ağaoğlu

Resim
  Ruh Üşümesi - Adalet Ağaoğlu İç sesleri çoğalta çoğalta yaşanır (mı?) aşk; ten ürpermesi, göz kararması, iç dinginliği; iki kişiyi sarıp sarmalarken ruh üşümesi... "Adam bakıp duruyor. Şimdi artık elsiz, dilsiz, bakışsız ve sessiz olana.  Ne acı ne tatlı; ne sıcak, ne soğuk; ne ıssızlık ne de başka bir şey. Sol eldeki çatalın küçük bir tık sesiyle tabağın kıyısına bırakılışını izleyen büyük bir sessizlik. İçe çekiliş.  İşte çırpınan küçük kız yüreği: Onu tanıyorum, hayır tanıyorum onu. Şimdi kaç yaşında, nerede bilemiyorum, ama tanıyorum!  Bana yanıldığımı söylemeyim öğretmenim, yanılmış olmak istemiyorum. Tenimden içeri, hiçbir yanımı dağıtıp yırtmadan sızabilecek kimse o, bilmelisiniz!"  Ruh Üşümesi (1991); Adalet Ağaoğlu'nun Yazsonu(1980) romanındaki " ... hiçbirimiz bu kan ve çürümüşlük kokusunun yatak odalarımıza kadar daldığının..." diye başlayan cümlesinden hareketle bestelediği oda-romanı.  Roman,aynı restoranda birbaşlarına yemek yiyen biri kadın...

Meğer Annem Haklıymış - Zeki Kayahan Coşkun

Resim
Yuvayı yapan kuşun dişi olduğu, olması gerektiği bilinen bir gerçektir... Annelerin de bu kuşlara yakın tavırlar sergilemesi aileyi aile eden önemli unsurlardan biridir...  Anne tutumludur...  Paranın değerini bilir...  Savurganlığa feci kızar...  Ve bu hususta haklıdır tüm anneler...  Alışveriş esnasında en kalitelisi en ucuza alınmalıdır...  En kaliteliyi ucuza alma isteği Çin ekonomisinin dünyaya hükmetmesinin temel dayanağıdır...  Zaten Çin’in bu büyük başarısının altında da anne bilincini iyi algılaması yatar...  Ne var ki, kalite pahalıdır...  Anne ısrarcı...  Dolayısıyla alışveriş süresi uzar...  Bir ününün fiyatı uygun gibi görünebilir...  Fakat “Ya daha ucuza varsa?"

Gereksiz Bilgiler Rehberi - Zeki Kanmaz

Resim
EVRENİN YAŞI KAÇTIR?  Wilkinson Mikrodalga Anizotropi Uydusu (WMAP), bundan yaklaşık 5 yıl önce, evrenin her yerini dolduran 'kozmik mikrodalga fon ışınımı' üzerinde duyarlı ölçümler yaptı. Bu ışınım, evrenin başlangıç anı olan Büyük Patlama'dan yaklaşık 300.000 yıl sonra ortamın yeterince soğumasıyla atom çekirdeklerinin ortamdaki serbest elektronları yakalayıp atomları oluşturdukları, böylece enerji (ışık) parçacıkları olan fotonların ilk kez her tarafa dağılmış olan elektronlara çarpmaktan kurtulup, serbestçe boşlukta yol almaya başladıkları andan kalan fosil ışınım. Günümüzde evren çok genişlemiş ve soğumuş olduğu bu fosil ışınım, 2,7 K (yaklaşık -270 C) dereceye karşılık geliyor. WMAP, bu fosil ışınım içinde 1 derecenin 100.000'de biri ölçeğine kadar çok küçük sıcaklık farkları belirledi. Bu farkların incelenmesi, evrenin yaşı, içeriği, yapısı ve geleceği konusunda çok kesin veriler ortaya koydu. Bu verilere göre, evrenimizin 13,7 milyar yaşında olduğu hesaplanıyor...

Ahtapot (James Bond) - Ian Fleming

Resim
Kraliyet Deniz Kuvvetleri emeklilerinden Binbaşı Dexter artık bir zamanların o cesur veve zeki deniz subayı değildi. Gençken çok yakışıklıydı, mesleğinin son devresinde kadınlarla büyük, fırtınalı aşklar yaşamıştı.  Şimdi 54 yaşındaydı. Saçları hafif dökülmüş, üstüste iki kalp krizi geçirmişti. Fakat özenle seçilmiş elbiselerini giydiği zaman bütün kusurları yok oluyor, varisle kabarmış damarları gözükmüyor, pantolon kemerinin iç tarafındaki bir kuşak belinin yağlarını yok ediyordu. O haliyle onu çok şık ve zarif bir erkek gibi görüyorlardı. Doktoru günde elli gram viski ile on sigaradan fazlasını yasaklamış olduğu halde, fosur fosur sigara içen ve her gece yatağa sarhoş girmekte direten Dexter Smythe'nin nasıl olup da formunu koruduğu arkadaşları için gerçekten bir sırdı. Gerçekte meselenin özü şuydu: Dexter Smythe, artık ölümü arzuladığı bir sınıra gelmişti. Bu ruhsal durumun pek çok nedeni vardı ve hiçbiri de fazla karışık değildi.

Aden - Stanislaw Lem

Resim
Başka bir güneşin dördüncü gezegeni... Altı kişilik mürettebat, yere çakılan uzay gemisinden canlarını kurtarıp güçlükle dışarı çıktıklarında, başka bir dünyada olduklarını biliyorlardı. Ama Aden gezegeni, atmosferinin solumaya uygun olmasına rağmen "başka bir dünya" değildi. Onları ne uzaydan gelenlere tapınan vahşiler karşıladı ne de yıldızlararası iletişime gönüllü bir uygarlığın temsilcileri...  Soluk alıp veren dev ağaçlar, bitkileri andıran binalar, doğal labirentler, dev aynalar, "ikiyaşarlı" canlılar, geçitler ve anlam veremedikleri yığınla şey arasında, korkuyla izlerini sürdükleri uygarlığa erişmeye, onunla iletişim kurmaya çalıştılar. İletişim kurmak kolay değildi. Araştırdıkları her yerde, ölümün değişik yüzleriyle karşılaşıyorlardı: Kitle mezarları, su dolu çukurlarda saklanan cesetler, iskeletler...  Gezegeni Dünyalı gözleriyle anlamaya çalışan mürettebat, bu farklı uygarlıkla iletişim kurmaya çalışırken, sarsıcı deneyimlerle ve şiddetle yüzleşmek zoru...

Adem'den Önce - Jack London

Resim
"Ademden Önce", konu açısından "Jack London"ın öbür yapıtlarından oldukça değişik olmasına karşın, 'hava' bakımından yine de onlara benzer. İnsanoğlunun çok uzak geçmişini, yarı-insan olduğu dönemi anlatan bu roman, yazıldığı çağın bilimsel verilerine (Darwin'in görüşüne) uygun olduğu kadar, soluk kesici ve anlamlı bir serüven romanıdır da. Her yaştan okura, kendi uzak geçmişini böylesine canlı, böylesine derin bir özdeşleşme yaratarak anlatan bir başka yapıt yoktur. İnsanın insan olma savaşı, "Jack London"ın büyük bir ustalıkla anlattığı bu yırtıcı savaş, coşku verici olduğu kadar acıklıdır da.